


Niyeyse, bana pek bir hüzünlü geldi bu resimler. Sanki gerçekten zaman makinesine atlayıp çocukluğuna gitmiş ve birlikte takılmışlar gibi. Sonra düşündüm, gerçekten bunu yapabilseydik; mesela ben bir makineye atlayıp o kıvırcık saçlı, kara kuru çocuk Banu'nun yanına gidebilseydim, ona ne söylerdim.
Şimdiki zamanda kendi çocuğuma davrandığım gibi mi davranırdım ona? Cesaretlendirip kendine güvenmesi için elimden geleni yapıp, o anlattıkça kulaklarımı dört açıp dinler miydim? Üzüntülüyse sessizce yanında oturup saçını okşar mıydım? Seyrettiği filmleri heyecanla anlatırken spoiler vermemek için dilimi ıssırır mıydım? Yoksa ranzanın üst katında Tommiks okurken yanına yatıp dönüştüğüm yetişkini mi dinlendirirdim?
Bütün zamanda yolculuk hikayelerinde olduğu gibi, gelecekle ilgili haber vermenin ya da gittiğiniz geçmişi değiştirmenin zamanda kırılma (?) yaratacağını düşünerek, siz olsaydınız ne yapardınız? Kendinize ne der, ne anlatır, nasıl davranırdınız?
Hadi bakalım.
cesaret verirdim kendime ama olduğum gibi severdim yine kendimi.çok hüzünlü hem de çok güzel
YanıtlaSilBen böyle bir durumda görünmez olurdumen ufak bi hareket geleceği değiştirir sonuçta. Sadece kenardan köşeden gözlemlerdim.Gerçi yolda yürürken birine çarpsan bile geleceği değiştirebilirsin, o yüzden sakat bi durum.Görünmezlik pelerini lazım! :D
YanıtlaSilönce bi sımsıkı sarılırdım. kucağımda uyuturdum. sonrasını bilmiyorum. sonsuza kadar sürerdi zaten o sarılma.
YanıtlaSilBana da çok hüzünlü geldi. Zaten çocuk olduktan sonra ben kendi içimde çok uğradım kendi küçüklüğümün yanına. Nedense daha çok anladım onu. Sımsıkı sarılmak ve şefkatle sevmek isterdim herhalde. Keşke... Bir dokundun bin ah işittin, görüyor musun Banu ;)
YanıtlaSil