7 Temmuz 2014 Pazartesi

don't mıncık.

Geçen gün Ege'yle okul çıkışı gittiğimiz park sonrası, mükemmel bir anne ve kusursuz bir ev kadını olduğum için market alışverişimi yapmış, bir elimde çocuğum bir elimde organik yoğurtlu poşetlerimle eve yürürken gözüme bir perde indi.

Tam o sırada bir hamburgercinin önünden geçiyorduk ve gözüme inen perde açlığın çirkin yüzüydü. Ege gel şurada ben bir hamburger yiyeyim yoksa eve ulaşmam sanırım pek de mümkün olmayacak dedim ve oturduk. Ege gurme olduğu için hamburger ve pizza yemez, içim de rahat, hava şartları ve çim mükemmel, gol veya goller bulmak üzereyim.

Derken Ege'nin oturduğu sandalyenin tam arkasında oturan 20li yaşlardaki, kafasında kendinden büyük bir şapka olan kaykaycı gençlik kılıklı bir çocuk ANINDA dönüp Ege'yi gıdıklamaya başladı.

Bakın tekrar ediyorum çocuğum kıçını sandalyeye koydu ve arkasında oturan kaykaycı gençlik anında dönüp Ege'yi gıdıklamaya başladı.

Benden şöyle bir ses çıkmış, sonradan duydum.

NE YAPIYOĞRSUNĞ SEĞN?

kaykaycı genç ve diğer masalar dondular. bana çok uzun gibi gelen bu vahey kılıçaslanlık sonrası kaykaycı genç şöyle dedi:

çocuğu seviyorum?

kendisine kibarca şöyle dedim:

SEN ELALEMİN TANIMADIĞIN ETMEDİĞİN ÇOCUĞUNU HANGİ HAKLA MINCIKLIYORSUN?

Sanırım kaykaycı tipli çocuk bir daha hayat boyu çocuk sevemeyecek ve hatta önümüzdeki 30 sene çocuk da yapmayacak. Ona göre çok masum hatta ana babayı gururlandırıcı bir şey bu; başkasının çocuğunu mıncıklayarak sevmek. haniyse iltifat gibi, bak senin çocuk o kadar sevimli ki mıncıklamaktan kendimi alamıyorum.

Aslında buraya 'bir yetişkine yapamadıklarınızı çocuklara da yapamazsınız. Yani arka masanıza oturan 20 yaşındaki bir kızı çok sevimli bulup dönüp mıncıklayamıyorsanız 3.5 yaşındakini de mıncıklayamazsınız. ' falan diye uzun uzun yazacaktım ama Türk insanında ısrarcı bir laftan anlamama var. o yüzden ben temiz temiz çemkiriyorum artık.

Bu olayı bir arkadaşıma anlattım ve benim olayı abarttığımı, büyüttüğümü, o kadar da olmadığını söyledi. derken yürürken yeni doğum yapmuş bir kedi ve yavrularını gördük, sevmek için yanlarına gittik. aynı arkadaşım aman ellemeyelim annesi pis bakıyor, kızar dedi.

şimdi çok üşenmeseydim buraya bir kıssadan hisse yazardım.







18 Mart 2014 Salı

Keşke adını bilmeseydik


Yüzünü hiç görmeseydik, bilmeseydik. düştüğün yerden kalksaydın, üstünü silkeleyip yoluna baksaydın. Biz seni bilmeseydik de sen tahtaya kalkıp soruyu bilseydin, bir kızı sevseydin, bir kitap okusaydın, bir şarkı mırıldansaydın, mezun olsaydın, işe girseydin, işten çıksaydın, başkasına başlasaydın, kısmet deseydin, hayırlısı olsun. sevdiğin kızı alsaydın, bir elmayı dilimleyip akşam televizyona baksaydın. sarhoş olsaydın, dağıtsaydın, hayatın anlamını sorgulasaydın, batsın bu dünya deseydin, daha kaç yazlar boyu güneşte yansaydın, omuzların acısaydı, kışta üşüseydin, kar yağarken dilini çıkarıp taneleri yeseydin. kavga etseydin, barışsaydın, facebook'a girip bir fotoğraf paylaşsaydın, kafanın dikine gidip anneler gününde kıyamayıp eve gelseydin.

Keşke biz senin adını hiç bilmeseydik.
Bir gün elinde çocuğunun eli, yanımızdan geçseydin.

16 Ocak 2014 Perşembe

Naber Banu?

Chino Otsuka isimli bir sanatçı, 'şimdiki' halini çocukluk fotoğraflarına Photoshop marifetiyle yerleştirerek aşağıdaki sonuçlara ulaşmış.




Chino Otsuka Photoshop Time Machine

Niyeyse, bana pek bir hüzünlü geldi bu resimler. Sanki gerçekten zaman makinesine atlayıp çocukluğuna gitmiş ve birlikte takılmışlar gibi.  Sonra düşündüm, gerçekten bunu yapabilseydik; mesela ben bir makineye atlayıp o kıvırcık saçlı, kara kuru çocuk Banu'nun yanına gidebilseydim, ona ne söylerdim.

Şimdiki zamanda kendi çocuğuma davrandığım gibi mi davranırdım ona? Cesaretlendirip kendine güvenmesi için elimden geleni yapıp, o anlattıkça kulaklarımı dört açıp dinler miydim? Üzüntülüyse sessizce yanında oturup saçını okşar mıydım? Seyrettiği filmleri heyecanla anlatırken spoiler vermemek için dilimi ıssırır mıydım? Yoksa ranzanın üst katında Tommiks okurken yanına yatıp dönüştüğüm yetişkini mi dinlendirirdim?

Bütün zamanda yolculuk hikayelerinde olduğu gibi, gelecekle ilgili haber vermenin ya da gittiğiniz geçmişi değiştirmenin zamanda kırılma (?) yaratacağını düşünerek, siz olsaydınız ne yapardınız? Kendinize ne der, ne anlatır, nasıl davranırdınız?

Hadi bakalım.